Page 247 - 7.turkiye_cevre_durum_raporu-20251219134410
P. 247
Türkiye’nin genetik çeşitliliği özellikle bitki genetik kaynakları ile önem kazanmaktadır. Çünkü
Türkiye, Akdeniz ve Yakın Doğu Gen Merkezinin kesiştiği noktada yer almaktadır. Bu iki bölge
tahılların ve bahçe bitkilerinin ortaya çıkışında çok önemli bir role sahiptirler. Ülkemizde 100’den
fazla türün geniş değişim gösterdiği ve çok sayıda önemli kültür bitkisi ve tıbbi bitkiler gibi eko-
nomik açıdan önemli diğer bitki türlerinin menşei ya da çeşitlilik merkezi olan 5 mikro-gen mer-
kezi bulunmaktadır. Bu merkezler, Dünya’da kültüre alınan çok sayıda bitki türünün tarımının
gelecekteki sürdürülebilirliği için çok önemli genetik kaynaklar sunmaktadır. Hayvan genetik
kaynakları açısından ise, konumu nedeniyle birçok yerli hayvan ırkının Anadolu’da yetiştirildiği
ve buradan dünyanın öteki bölgelerine yayıldığı kabul edilir.
Biyolojik çeşitliliğin korunmasında önemli bir husus da “sürdürülebilir kullanım” prensiplerinin
sektörel uygulamalara yerleştirilmesidir. Sürdürülebilir kullanım, doğal kaynakların kendini ye-
nileme-idame ettirme kapasitesi dikkate alınarak, kullanma-koruma dengesinin kurulmasıdır.
Böylece hem biyolojik çeşitlilikten optimum fayda sağlanabilir, hem de bu çeşitliliğin devamlılığı
garanti altına alınmış olur.
Avrupa kıtasının tümünde bitki türlerinin sayısı 12.500 kadar olmasına karşı, bugün Türkiye’de
tespit edilen bitki türü sayısı hemen hemen bu sayıya ulaşmaktadır. Bunun 3.000 civarındaki
kısmı sadece Türkiye’ye özgü endemik türlerdir. Avrupa faunasını ve hayvan varlığını oluşturan
türlerin sayısı 60.000’e yaklaşırken, ülkemizde 80.000’e yaklaşmaktadır.
Türkiye’de 150 civarında memeli, 480 civarında kuş, 130 civarında sürüngen, 300 civarında balık
türü bulunmaktadır. Bunlardan 15 memeli 46 kuş, 18 sürüngen, 5 kurbağa türü yok olma tehlikesi
altındadır. Ülkemizin toplam sulak alanı, 1 milyon hektar alanı aşmaktadır. Yaklaşık 250 üzerin-
de sulak alan mevcuttur. Bu doğal zenginliklerimizin ve canlı kaynaklarımızın korunması gerek-
mektedir. Bu amaçla ülkemiz, çeşitli uluslararası sözleşmelere taraf olmuş, taraf olma çalışmaları
devam etmektedir. Ekosistemde meydana gelen bozulma ve tahribatın sonucunda birçok hay-
vanın nesli tehlikeye düşmüş ve nesilleri yok olmuştur.
Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Türkiye tarafından 29 Ağustos 1996 tarih ve 4177 sayılı Kanun ile
onaylanmış olup 14 Mayıs 1997 yılında yürürlüğe girmiştir. Tarım ve Orman Bakanlığı, BM Biyolo-
jik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin ulusal odak noktasıdır ve Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğinin korunma-
sına ve sürdürülebilir kullanımına yönelik yürütülen faaliyetlerde kurumlar arası koordinasyon ve
işbirliği sağlamakla görevlidir.
Türkiye, 1998 yılından beri Taraflar Konferansı toplantılarına taraf ülke olarak katılım sağlamak-
tadır. Sözleşme’nin 17. Maddesi kapsamında ulusal ve uluslararası seviyede bilgi alışverişi sağ-
lanması amacıyla Türkçe olarak www.bcs.gov.tr, İngilizce olarak da www.cbd.gov.tr adresleri ile
takas mekanizması kurulmuştur.
Türkiye her biri kendine özgü türlere ve doğal ekosistemlere sahip üç fitocoğrafik bölgeye sahip-
tir. Bunlar; Avrupa-Sibirya, İran-Turan ve Akdeniz’dir. Anadolu coğrafyası ve iklimindeki çeşitlilik
türler açısından birçok mikro gen merkezi oluşması ile sonuçlanmıştır.
Mikrogen merkezlerinde buğday, arpa, nohut, mercimek gibi Anadolu’nun birinci derecede gen
merkezi olan türler olduğu gibi asıl gen merkezi Orta Asya olan ancak zamanla Anadolu’da da
oldukça çeşitlenip zenginleşerek ikinci derecede gen merkezlerinin oluştuğu elma, armut, vişne,
kiraz, kavun, karpuz gibi türler de mevcuttur.
246

